Uzm. Cemil PASLI

Uzm. Cemil PASLI

Şu kısacık hayatı daha kaliteli,dolu dolu,anlamlı yaşamak isteyen tüm dostlarımla hayatın güzelliklerini paylaşmak ve hayatımızı daha da güzelleştirmek için buradayım. "İlmini muhtaç olandan esirgeyene, gökteki kuşlar ve denizdeki balıklar lanet eder." hadisi şerifi emrince tüm bildiklerimi insanlara bu kanaldan sunmak istedim.Hepinize ,herkese bir "tık" mesafesindeyim...

KÜÇÜK BİR ÇOCUK VE DUA.

23/11/2009
Kategori: ahlak

 

Deniz kenarına oturmuş, gözlerini de ilerdeki bir noktaya dikmişti.

Belki de bir saattir öylece duruyordu. Onun bu hâli, alışveriş için balıkçı sandallarının kıyıya dönmesini bekleyen bir ihtiyarın dikkatini çekti. Yaşlı adam, seke seke onun yanına gidip:

- Merhaba delikanlı! Dedi. Bu gün deniz çok harika değil mi?

Küçük çocuk, başını çevirmeden;

- Ama rüzgârlı, dedi. Topum denize düşünce sürükleyip götürdü.

Adam, çocuğun yanına oturup:

- Eğer biraz genç olsaydım, yüzüp onu alırdım! Dedi.

Ama şimdi adım  bile atamıyorum.

Küçük çocuk, ona cevap vermedi. Ve kıyıdan uzaklaşan topunu daha iyi  görebilmek için, hemen yanındaki tümseğe çıktı. Yaşlı adam, sakin bir ses  tonuyla:

- Ümidini hiçbir zaman kaybetme! Dedi. Bence dua etsen çok iyi olur.  Çocuk, büyük bir sevinçle:

- Dua etsem topum geri gelir mi? diye sordu. Denize düştüğü yeri bilir mi?

- Allah isterse eğer, ona öğretir! Dedi ihtiyar. Topun  geri gelmese  de,  duaların sevabı sana yeter.

Küçük çocuk, yaşlı adamın sözlerini biraz düşündükten sonra, her okuduğunda dedesinden bahşiş kopardığı duaları ard arda  sıraladı. Daha  sonra  da, topun dönmesi için Allah'tan yardım istedi. Ama üzüntüsü azalmamıştı.

O  topa bir sürü para harcamış, bayram parasını bile ona katmıştı.

Şimdi  artık  tek şansı, bazen olduğu gibi, rüzgârın aniden yön değiştirmesiydi. Ama  deniz çok büyüktü, topu ise küçücük. Akşamüstü hava biraz daha sertleşti. Ve  güneş batmak üzereyken sandallar döndü.

Çocuk, eve gitmek istemiyordu. Bu  yüzden de ihtiyarla birlikte oyalandı.

Yaşlı adam, hep aynı balıkçıdan alışveriş yapardı.

Sonunda onu bulup:

- Avınız inşallah iyi geçmiştir! Dedi Eğer varsa, birkaç  kilo alabilirim.

Sandaldaki adam, bir kova içindeki balıkları gösterip:

- Zaten ancak o kadarcık tutmuştum, dedi. Denizde "av" diye bir şey kalmadı.

- Dua etmeyi denediniz mi? diye atıldı çocuk. Ümidinizi sakın  kaybetmeyin!

Balıkçı için her şey tesadüftü. Bunun için de "rastgele" derlerdi.

Ama  şimdi bir şey hatırlamıştı. Yıllar yılı unuttuğu bir şeyi.

Çocuğun  yanaklarını okşarken:

- Dua ha! Diye mırıldandı. O zaman tutar mıyım?

- Tutamasanız bile, duaların sevabı size yeter, dedi çocuk.

Bunu yeni  öğrendim. Balıkçı, böyle bir sözü ilk defa duyuyordu.

Başını ağır ağır  sallayarak:

- Ben de yeni öğrendim! Diye gülümsedi. Üstelik de küçük bir öğretmenden.

Çocuk, bu sözlerden çok hoşlanmıştı. Artık topun gitmesine üzülmüyordu.  Yanındaki yaşlı adam ona bir göz kırparken, balıkçı tekrar  sandala yöneldi ve ağların üzerindeki eski örtüyü açtı.

Bir top vardı orada. Henüz ıslak olduğundan, ışıl ışıl parıldayan bir futbol topu. Balıkçı, onu çocuğa uzatıp:

- Öğretmenlerin hakkı hiç ödenmez! Dedi. Bunu biraz önce denizde  buldum!

Küçük çocuk, rüyada olmalıydı. Hiç beklenmedik şeylerin yaşandığı bir rüya. Aceleyle sağa sola bakındı. Ama her şey gerçekti. Balıkçı da, sandal da, ihtiyar da...

Topu ise, işte ellerindeydi. Ona sıkıca  sarılıp:

- Bir daha benden izinsiz gezmek yok! Dedi. Ya dua etmeseydim ne  olurdun o zaman?

SİZLERDE DUA ETMEYİ DENEDİNİZMİ SIKINTILI ANLARINIZDA?

BELKİ  DUALARINIZ HEMEN GERÇEKLEŞMEYEBİLİR AMA O DUALARIN SEVABI YETER SİZLERE...

DUA EN KIYMETLİ BİR HAZİNE BİZİM İÇİN.

BİTER DİYE  KORKMAYIN, İSTEDİĞİNİZ KADAR KULLANIN...

ÖYLE BİR HAZİNE Kİ SINIRSIZ VE KARŞILIKSIZ VERİLMİŞ HEMDE...

(Dr. Semin GÜLER’e teşekkürler )


 

Mevlana oğluna der ki:

Bahaeddin!

eğer daima cennette olmak istersen,

herkesle dost ol, hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma!

Fazla bir şey isteme ve hiç kimseden de fazla olma!

Merhem ve mum gibi ol! İğne gibi olma!

Eğer hiç kimseden sana fenalık gelmesini istemezsen,

Fena söyleyici!

Fena öğretici!

Fena düşünceli olma!

Çünkü bir adamı dostlukla anarsan, daima sevinç içinde olursun.

İşte o sevinç Cennetin ta kendisidir.

Eğer bir kimseyi düşmanlıkla anarsan, daima üzüntü içinde olursun.

İşte bu gam da cehennemin ta kendisidir.

Dostlarını andığın vakit içinin bahçesi çiçeklenir,

gül ve fesleğenlerle dolar.

Düşmanları andığın vakit, için dikenler ve yılanlarla dolar,

canın sıkılır, içine pejmürdelik gelir.

Bütün peygamberler ve veliler, böyle yaptılar,

içlerindeki karakteri dışarı vurdular.

Halk onların bu güzel huyuna mağlup olup tutuldu,

hepsi gönül hoşluğu ile onların ümmeti ve müridi oldular."

 

 

Düşmanını sevmek, düşmanının da seni sevmesini istersen,

kırk gün onun hayrını ve iyiliğini söyle, o düşman senin dostun olur;

Çünkü gönülden dile yol olduğu gibi, dilden de gönüle yol vardır.

Allah'ın sevgisini de onun aziz isimleriyle elde etmek mümkündür.

 

Allah(CC) buyurdu ki:

Ey kullar,

 

kalbinizde arınma olması için beni pek çok anmaktan geri durmayın.

Kalbinizde arınma ne kadar çok olursa,

Allah'ın nurunun parlaklığı da kalpte o nispette fazla olur.

Nitekim ekmekçinin tandırı ne kadar sıcak olursa,

o kadar ekmek alır, soğuk olunca ekmek almaz.

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Gerçeklerin mutlaka ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.

18/11/2009
Kategori: ahlak

 

           Hayatta insanın sahip olduğu, olacağı ve miras bırakacağı en büyük servet dürüstlüktür, eminliktir.

 

 

 

Kainatın aktığı tarafa akmaktır, dürüstlük.

 

Alemdeki çarklara paralel, onlarla birlikte aynı yönde dönmektir.

 

Değişmeyen ve kıyamete kadar değişmeyecek “sünnetullah” ın gereğini yapmaktır.

 

Bir ebeveynin çocuğuna vereceği en önemli eğitim konusudur.

 

Nifaktan uzak olmanın en büyük ölçüsüdür.

 

Güzel ahlakın temelidir.

 

Başarının anahtarıdır.

 

Kalitenin olmazsa-olmazıdır.

 

Yaratana imanın en güzel, en somut cevabıdır.

İnanırlılığın gereğidir.

 

İnsanı insan yapan aklın, kalbin emridir.

 

Her gerçeğin bir gün mutlaka ortaya çıktığı tarihin bize vasiyetidir.

 

En büyük peygambere tek başına sermaye olacak kadar büyük bir hakikattir “eminlik.

 

Ticaret , siyaset, eğitim, spor , memuriyet ne iş yaparsan yap , muhtaç olduğun en büyük kudret dürüstlüktür.

 

Bu gün teknolojinin gelişmesiyle “yalancının mumu öğleye kadar bile yanmıyor” dostlar.

 

Gerçekler bir füze hızında ortaya çıkıyor.

 

Altına gerçekleri süpürebileceğiniz özellikte halı artık üretilmiyor.

 

Bakteri tutmayan sergiler var artık.

 

Onun için insanlar her zamankinden daha dürüst, daha doğru sözlü olmak zorunda.

 

Hem dünya hem de ahret için.

Hem sözde hem hareketlerimizde dürüst olmak zorundayız.

 

Hayat filmimiz her yönden görüntü alan kameralarla çekiliyor.

 

Senaryoyu biz yazıyoruz.

 

Film kalitesinin en önemli şartı dürüstlük.

 

O halde Peygamberi “ihtiyarlatan “ ve bize de hitap eden en önemli emirle bitirelim yazımızı:

 

 

 Emrolunduğun gibi  dosdoğru ol. (Hud 112

 

 

 

           


Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Hayattan neler öğrendim ?

9/11/2009


1- Kendimi neşelendirmek istediğim zaman en iyi yolun başka birini neşelendirmeye çalışmak olduğunu öğrendim.
2 - Bir bebeğin evlilik sorunlarını çözemeyeceğini ögrendim.
3- Bir tartışmayı tatlıya bağlamadan yatağa gidilmemesi gerektiğini öğrendim.
4- İşyerinde romantik ilişkiler aranmaması gerektiğini öğrendim.
5- İnsanın kendisinden daha sorunlu birisiyle evlenmemesi gerektiğini ögrendim.
6- Çalıştırdığımız insanlara iyi davrandığımızda, onların da müşteriye iyi davrandıklarını öğrendim.
7- Bir toplantıda zekâmı ya da sohbetimi göstermek konusunda tercih yapmak gerektiğinde sohbeti seçmenin daha iyi olacağını
8- İnsanlara iyi davranmanın hiçbir maliyeti olmadığını öğrendim.
9-Gerçekten yaşamaya başlamak için emeklilik beklenirse, çok uzun bir süre beklenilmiş olunacağını öğrendim
10-İyi kalpli olmanın mükemmel olmaktan daha önemli olduğunu
11-Bir koyuna ve bir çocuğa istedikleri her şeyi verirseniz sonuçta çok iyi bir koyununuz ve çok kötü bir çocuğunuz olacağını öğrendim.
12-Kimle evleneceğin kararının hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.

(Jackson Brown'ın "Şu Hayatta Neler Öğrendik Neler" adlı kitapçığından)

İnsan, emaneti yüklenebildiği kadarıyla yücelir

 'Nereye dönerseniz dönün orada Allah'ın yüzü vardır'. Bu ayet, içimi haşyetle dolduruyor

Varlığın işaret ettiği tek bir yön var ve bilen kalbler için Allah'tan gayrısı yoktur. Hak yüzümüzü döndüğümüz her anda, her oluşta, her varlıkta tecelli ediyor. İş, perdeleri sıyırıp bu sırra agâh olabilmekte. Bu açıdan bakıldığında her insanda bir Hızır potansiyeli var, şer gibi görünen her an hayra inkılab edebilir, kâinat her daim aslî var oluşuna doğru bir seyir halindedir. 'Âlem, Hakk'ın tenezzülü ilahisiyle her mertebede zahire çıkmasıdır' diyor İbn Arabi. Varlığın her mertebesinde Hakk'ı müşahede etmek insana bahşedilmiş büyük bir zenginlik. Ve 'Âlemlerin Yaratıcısı'nın insanı yeryüzünde bir halife olarak seçmiş oluşu, insana ne büyük bir emanet tevdi edildiğinin işaretidir. Bu yönüyle bütün kâinat sadece O'dur ve insan, 'O'nun zahire çıktığı bir varlık olarak' emaneti yüklenebildiği kadarıyla yücelir. Din-i Mübin'in insan bakışında bütün psikoloji sistemlerini aşan bir güzellik vardır. O, insanın yücelişine sınır biçmez. Güzeli gören, güzel olur. (Psikiyatr Prof. Dr. Kemal Sayar)

Hayata Dair Güzel Nükteler

 

“Eğer ağaca çıkmak istiyorsanız, yıldızlara çıkmaya niyet edin, başarırsınız.” Konfüçyüs

“Umutla yolculuk etmek, gidilecek yere varmaktan çok daha zevklidir.” Robert Louis Stevenson

*“İyi ağaç kolay yetişmez; rüzgar ne kadar kuvvetli eserse, ağaçlar da o kadar sağlam olur.” (J. Willard Marriot)

"Kusurumuz ne kadar çoksa, o kadar kusur ararız."(Cenab Şahabeddin)

"Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin  karşındakinin anlayabileceği kadardır." (Hz. Mevlâna) 

*“Tomurcuk derdinde olmayan ağaç odundur.” (N. F. Kısakürek)

*Başarının %5'i yapmayı bilmekten, %95'i yapabilmekten oluşur. (Fransız deyişi)

*Bir adamda azim olmazsa, bilgisi ölüdür. J.W.GOETHE

*Kışın sıcakta oturmak isteyen insanlar yazın terlemek zorundadır. JACBSEN

*Yarın, yorgun insanların değil rahatına kıyan insanlarındır. NURULLAH ATAÇ.

*Evlenmeden evvel gözlerinizi dört açın. Evlendikten sonra yarı yarıya kapayın.

*Biri sizi bir kez aldatırsa suç onundur. İki kez aldatırsa suç sizindir.

*Yeryüzünde güneş ışığına layık olmayan nice insan var. Ama güneş her gün doğar. Seneca

*Yüksek dağların tepelerinde hem kuşa hem de yılana rastlanır. Biri uçarak, diğeri sürünerek buraya gelmiştir.

*Yanlıştan dönmek, doğruyu bulmaktan zordur.

*Kitap insanı, insan dünyayı değiştirir. Hekimoğlu İsmail

*İyi geçinme, iki kişinin kusursuz olmasıyla değil, karşılıklı birbirlerinin kusurlarını hoş görmesiyle olur. Alexsandr Toqueville

*Kimseye baki değil mülk-ü devlet, sim-ü zer,

Bir harab olmuş gönül tamir etmektir hüner.

Durmak, devrilmenin bir öncesidir. Gürbüz Azak

*İçsiz cevizi hafifliği ele verir. Sadi

*Bazı eşyalar insandan, bazı insanlar da eşyalardan kıymet alır. Hekimoğlu İsmail

*Geçmişi hatırlamayanlar onu bir kere daha yaşamak zorunda kalırlar. George Santayana

*Söylediklerini kabul etmeyebilirim; ama söyleme hakkını ölünceye kadar desteklerim. Voltaire

*Para iyi bir uşak, kötü bir efendidir. Bacon

*Öldükten sonra yaşamak istiyorsanız, ya okumaya değer şeyler yazın, ya da yazılmaya değer şeyler yaşayın. Franklin

*Yemine bakıp insana inanma; insana bakıp yemine inan. Deskhylos

*Kılıçlarıyla yaşamak isteyenler, kılıçlarıyla mahfolurlar.

Sağlık için atılan bir adım, tedavi için atılan yüz adımdan daha yararlıdır.

Dünyada birçok kabiliyetli kişi, küçük bir cesaret sahibi olmadıkları için kaybolur. Sydney SMITH

*Eskimiş fikirler paslanmış çivilere benzer, söküp atmak çok güçtür. C. Şahabettin

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Müslüman beşikten mezara kadar aksiyon insanı olmalıdır.

3/11/2009


           Asrın en büyük aksiyon insanlarından olan Bediüzzaman Said Nursi, hayatında gösterdiği bu cevvaliyetin arka planını eserlerinde yazmıştır. Ömür sermayesi sınırlı olan insanın bu sermayeyi değerlendirmek için sürekli aktif olması gerektiğini, ahretin dünyada kazanılması yönüyle ,dünyanın bu anlamda ahretten daha önemli olduğunu ifade etmiştir.

 

            Enerjinin kaynağını Kuran ve Sünnetteki delillerden alan bu aksiyoner hayat ,bizler içinde çok önemli rehber niteliğinde ilkeler içermektedir. Çağın NLP tekniklerinden çok daha anlamlı olduğunu düşündüğüm bu ilkelerden bazılarını okuyucularımla paylaşıyorum:

 

Suâl: Zindan-ı atâlete(tembellik zindanına) düştüğümüzün sebebi nedir?


Cevap: Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk[1] ise matiyyesidir(Bineğidir). İşte, himmetiniz[2] şevke binip mübareze-i hayat(Hayat mücâdelesi) meydanına çıktığı vakit, en evvel düşman-ı şedîd(Şiddetli düşman) olan yeis (Ümitsizlik) rast gelir. Kuvve-i mâneviyesini[3] kırar. Siz o düşmana karşı Ümidinizi kesmeyin[4] kılıncını istimal ediniz(kullanınız).


            Sonra müzahemetsiz(zahmetsiz) olan hakkın hizmetinin yerini zapteden(tutan) meylü’t-tefevvuk[5](Üstün gelme arzusu) istibdadı[6] hücuma başlar. Himmetin başına vurur, atından düşürttürür. Siz “Allah için olunuz” hakikatini o düşmana gönderiniz.


            Sonra da ilel-i müteselsiledeki(Birbirine bağlı olan sebeplerdeki) terettübü[7](sırayı) atlamakla müşevveş eden(Karmakarışık eden) acûliyet[8](çok acelecilik, sabırsızlık) çıkar, himmetin ayağını kaydırır. Siz, “Sabırlı olun; sabır yarışında düşmanlarınızı geride bırakın”[9] âyetini siper ediniz.


            Sonra da, medenî-i bittab(Yaratılış îtibâriyle medenî) olduğundan ebnâ-yı cinsinin(Aynı cinsten olanların) hukukunu muhafazaya ve hakkını onlar içinde aramaya mükellef olan insanın âmâlini(Arzularını, isteklerini) dağıtan fikr-i infiradî(Ferdiyetçilik fikri, düşüncesi) ve tasavvur-u şahsî(Şahsî düşünce) karşı çıkar. Siz de, “İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır”[10] olan mücahid-i âlî-himmeti(Yüksek gayret sahibi mücâhidi) mübarezesine(mücâdeleye) çıkarınız.


            Sonra, başkasının tekâsülünden(Tenbelliğinden) görenek fırsat bulup, hücum edip belini kırar. Siz de, “Tevekkül etmek isteyenler Allah’a güvensinler (başkalarına değil)”[11] olan hısn-ı hasîni(Çok sağlam kaleyi) himmete melce(Sığınak)ediniz.


            Sonra da acz ve nefsin îtimatsızlığından neş’et eden ve işi birbirine bırakmak olan düşman-ı gaddar geliyor. Himmetin elini tutup oturtturur. Siz de, “Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar veremez”[12] olan hakikat-i şâhikayı(Yüksek hakîkatı) üzerine çıkarınız. Tâ, o düşmanın eli o himmetin dâmenine(Eteğine) yetişmesin.


            Sonra, Allah’ın vazifesine müdahale eden dinsiz düşman gelir; himmetin yüzünü tokatlar, gözünü kör eder. Siz de, “Emrolunduğun gibi dos doğru ol”[13] “Efendine âmirlik taslama” olan kâr-âşina(İşini bilen, İşten anlayan) ve vazifeşinas(Vazifesini bilen) olan hakikati gönderiniz. Tâ onun haddini bildirsin.


            Sonra, umum meşakkatin anası ve umum rezaletin yuvası olan meylü’r-rahat(Rahata meyletmek) geliyor. Himmeti kaydeder, zindan-ı sefalete atar. Siz de, “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” [14] olan mücâhid-i âlicenabı(Yüksek gayret sahibi mücâhidi) o cellâd-ı sehhara(Büyüleyici cellada) gönderiniz.


            Evet, size meşakkatte büyük rahat var. Zira, fıtratı müteheyyic(Coşkun, heyecanlı) olan insanın rahatı yalnız sa’y (Çalışmak) ve cidaldedir.[15]
SAİD NURSİ (MÜNAZARAT 136)


[1] ŞEVK: Çok şiddetli arzu, neş`e, moral.

[2] HİMMET: Ciddî gayret, kalb ile gösterilen samîmi gayret.

[3] KUVVE-İ MANEVİYE: Mânevi kuvvet, moral gücü, mâneviyâttan gelen dayanma gücü.

[4] Zümer Sûresi, 39:53

[5] MEYL-İ TEFEVVUK:Mü`minin, Yaratıcının hoşnutluğunu kazanmak, fazilet ve hizmet için değil de, hemcinsleriyle yarışa girip, onları geçmek için çabalamasıdır.

[6] İSTİBDAD: Zulüm ve tahakküm. Keyfî idare sistemi. İdaresi altındakilerin istemediği şeyleri yalnız kendi keyfine göre zorla ve zulümle yaptırmaya çalışmak. Kanun ve nizamlara bağlı olmayarak, çok defa da kanun namına kanunsuzluk yaparak, keyfi hükmünü icra ettirmek. Kimseyi tanımadan kendi dediğini ve keyfi emirlerini kuvvet ve cebir kullanmak suretiyle yaptırmaya çalışmak. Allah'ı ve adaletini unutarak dinsizdarane bir zulümle hüküm ve idare etmek.
[7] TEREDDÜB: Sıralanmak, gerekmek, netice olarak çıkmak, belirli sebeplerin belirli neticeler vermesi.

[8] ACULİYET: Bir işi sonuçlandırmak için biribirini gerektiren zincirleme sebepleri göz ardı etmektir. Merdivenin basamaklarını üçer,beşer atlamak gibidir.

[9] Âl-i İmrân Sûresi, 3:200

[10] Keşfü’l-Hafâ, 2:463

[11] İbrahim Sûresi, 14:12

[12] Mâide Sûresi, 5:105

[13] Hûd Sûresi, 112

[14] Necm Sûresi, 53:39

[15] CİDAL: Sözle mücâdele, ateşli konuşma; muhârebe; cenk; kavga, mücadele, çarpışma, çekişme

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Düşündüren 3 öykü...

23/10/2009


Karınca Kito

             Mahkumun biri, yalnız kaldığı hücre içinde bir karınca ile arkadaşlık yapar. Kito adını verdiği bu karınca zaman içerisinde adamın talimatlarına göre hareket eder hatta takla atmayı bile öğrenir.

            Mahkum, insanların Kito'ya hayran kalacağını ve göreceği büyük ilgi sayesinde zengin olacağının hayalini kurmaktadır. Hapisten tahliye olduğu gün Kito'yu kibrit kutusunun içine koyarak bir kafeteryaya gider. Amacı insanların Kito'ya nasıl tepki vereceğini test etmektir.

            Karıncayı kibrit kutusundan çıkaran eski mahkum garsonu çağırır. Amacı garsona Kito'nun marifetlerini göstermektir. Garsona "Masanın üstünde duran şu karıncayı görüyor musun?" diye sorar sormaz, garson elindeki bezle karıncayı alır ve "Afedersiniz beyefendi" diyerek Kito'yu öldürür.

            Her kişinin kendine ait değerleri ve inançları vardır. Bir kişi için çok önemli olan bir olay diğeri için pek de önemli olmayabilir. Kişileri kendi inanç sistemimize göre değerlendirirsek sorunlarla karşılaşabiliriz. Yapmamız gereken kişilerin inanç ve değerlerine saygılı olmak ve ilişkilerimizde kendimizi onların yerine koyarak hareket etmektir.

Altının değerini en iyi sarraf bilir.

Amca Diyen Papağan

            Adamın biri güzel bir papağan satın alarak eve getirmiş ve başlamış konuşmayı öğretmeye. Özellikle papağanın "amca" demesini istiyormuş.

            Günlerce uğraşmış ancak papağana tek kelime öğretmeyi başaramamış. Bir gün iyice sinirlenmiş ve papağanın bir tüyünü kopararak, "amca de bakayım" diye bağırmış. Papağandan yine ses çıkmayınca her seferinde "amca de" diyerek hayvanın tüylerini tek tek yolmuş. Adam, tüylerini tamamen yolduğu papağanı tavuk kümesine atmış..

            Sabaha karşı kümesten gürültüler gelmeye başlamış. Kümese giden adam birde ne görsün, papağan bir tavuğun üzerine çıkmış, tavuğun tüylerini tek tek yolarak her seferinde "amca de bakayım", "amca de bakayım" diye bağırıyormuş.

            Bir insana bir şeyler öğretmek istiyorsak çok sabırlı ve esnek olmalıyız. Öğrenme kişinin istemesi ve bilgiyi veren kişiyi sevmesi ile mümkündür.

            Öğrenme sırasındaki olumsuz davranışlar, kişinin bilgiye öğrenememesine neden olacağı gibi bu davranışları aynen modellemesine de sebep olabilir.

Ne öğrettiğinizden çok, karşınızdakinin ne aldığı önemlidir.



Anne Kedi

            Göl kenarında yaşayan ve sudan nefret eden bir kedi doğum yapar. Bu kedinin yavruları ise annelerinden farklı olarak gölde oynamayı ve suya girmeyi çok sevmektedir. Anne kedi de yavruları ile birlikte göle girer ve onlarla suda oynar. Bunu gören bir başka kedi hayretler içinde kalır ve ona sorar: "Sen hep sudan nefret ederdin, ama görüyorum ki artık sudan hiç çıkmıyorsun. Bunun sebebi nedir?"

Anne kedi şöyle cevap verir: "Hala suyu sevmiyorum ama yavrularımı çok seviyorum".

            Hepimizin hoşlandığı veya hoşlanmadığı bir çok şey vardır. Ancak birini çok seviyor ve onunla bir şeyler paylaşmak istiyorsak, onun hoşlandığı şeylere bakış açımızda esnek olmalıyız. Özellikle ailemize karşı bize düşen daha özverili ve daha hoşgörülü olmaktır. Zararlı bir yönü yoksa sevdiğimiz kişinin hoşlandığı şeyleri sevmeye çalışmalı veya en azından hoşgörülü ve anlayışlı olmalıyız.

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı