![]()
![]()
1- Kendimi neşelendirmek istediğim zaman en iyi yolun başka birini neşelendirmeye çalışmak olduğunu öğrendim.
2 - Bir bebeğin evlilik sorunlarını çözemeyeceğini ögrendim.
3- Bir tartışmayı tatlıya bağlamadan yatağa gidilmemesi gerektiğini öğrendim.
4- İşyerinde romantik ilişkiler aranmaması gerektiğini öğrendim.
5- İnsanın kendisinden daha sorunlu birisiyle evlenmemesi gerektiğini ögrendim.
6- Çalıştırdığımız insanlara iyi davrandığımızda, onların da müşteriye iyi davrandıklarını öğrendim.
7- Bir toplantıda zekâmı ya da sohbetimi göstermek konusunda tercih yapmak gerektiğinde sohbeti seçmenin daha iyi olacağını
8- İnsanlara iyi davranmanın hiçbir maliyeti olmadığını öğrendim.
9-Gerçekten yaşamaya başlamak için emeklilik beklenirse, çok uzun bir süre beklenilmiş olunacağını öğrendim
10-İyi kalpli olmanın mükemmel olmaktan daha önemli olduğunu
11-Bir koyuna ve bir çocuğa istedikleri her şeyi verirseniz sonuçta çok iyi bir koyununuz ve çok kötü bir çocuğunuz olacağını öğrendim.
12-Kimle evleneceğin kararının hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.
(Jackson Brown'ın "Şu Hayatta Neler Öğrendik Neler" adlı kitapçığından)
İnsan, emaneti yüklenebildiği kadarıyla yücelir
'Nereye dönerseniz dönün orada Allah'ın yüzü vardır'. Bu ayet, içimi haşyetle dolduruyor
Varlığın işaret ettiği tek bir yön var ve bilen kalbler için Allah'tan gayrısı yoktur. Hak yüzümüzü döndüğümüz her anda, her oluşta, her varlıkta tecelli ediyor. İş, perdeleri sıyırıp bu sırra agâh olabilmekte. Bu açıdan bakıldığında her insanda bir Hızır potansiyeli var, şer gibi görünen her an hayra inkılab edebilir, kâinat her daim aslî var oluşuna doğru bir seyir halindedir. 'Âlem, Hakk'ın tenezzülü ilahisiyle her mertebede zahire çıkmasıdır' diyor İbn Arabi. Varlığın her mertebesinde Hakk'ı müşahede etmek insana bahşedilmiş büyük bir zenginlik. Ve 'Âlemlerin Yaratıcısı'nın insanı yeryüzünde bir halife olarak seçmiş oluşu, insana ne büyük bir emanet tevdi edildiğinin işaretidir. Bu yönüyle bütün kâinat sadece O'dur ve insan, 'O'nun zahire çıktığı bir varlık olarak' emaneti yüklenebildiği kadarıyla yücelir. Din-i Mübin'in insan bakışında bütün psikoloji sistemlerini aşan bir güzellik vardır. O, insanın yücelişine sınır biçmez. Güzeli gören, güzel olur. (Psikiyatr Prof. Dr. Kemal Sayar)
Hayata Dair Güzel Nükteler
“Eğer ağaca çıkmak istiyorsanız, yıldızlara çıkmaya niyet edin, başarırsınız.” Konfüçyüs
“Umutla yolculuk etmek, gidilecek yere varmaktan çok daha zevklidir.” Robert Louis Stevenson
*“İyi ağaç kolay yetişmez; rüzgar ne kadar kuvvetli eserse, ağaçlar da o kadar sağlam olur.” (J. Willard Marriot)
"Kusurumuz ne kadar çoksa, o kadar kusur ararız."(Cenab Şahabeddin)
"Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayabileceği kadardır." (Hz. Mevlâna)
*“Tomurcuk derdinde olmayan ağaç odundur.” (N. F. Kısakürek)
*Başarının %5'i yapmayı bilmekten, %95'i yapabilmekten oluşur. (Fransız deyişi)
*Bir adamda azim olmazsa, bilgisi ölüdür. J.W.GOETHE
*Kışın sıcakta oturmak isteyen insanlar yazın terlemek zorundadır. JACBSEN
*Yarın, yorgun insanların değil rahatına kıyan insanlarındır. NURULLAH ATAÇ.
*Evlenmeden evvel gözlerinizi dört açın. Evlendikten sonra yarı yarıya kapayın.
*Biri sizi bir kez aldatırsa suç onundur. İki kez aldatırsa suç sizindir.
*Yeryüzünde güneş ışığına layık olmayan nice insan var. Ama güneş her gün doğar. Seneca
*Yüksek dağların tepelerinde hem kuşa hem de yılana rastlanır. Biri uçarak, diğeri sürünerek buraya gelmiştir.
*Yanlıştan dönmek, doğruyu bulmaktan zordur.
*Kitap insanı, insan dünyayı değiştirir. Hekimoğlu İsmail
*İyi geçinme, iki kişinin kusursuz olmasıyla değil, karşılıklı birbirlerinin kusurlarını hoş görmesiyle olur. Alexsandr Toqueville
*Kimseye baki değil mülk-ü devlet, sim-ü zer,
Bir harab olmuş gönül tamir etmektir hüner.
Durmak, devrilmenin bir öncesidir. Gürbüz Azak
*İçsiz cevizi hafifliği ele verir. Sadi
*Bazı eşyalar insandan, bazı insanlar da eşyalardan kıymet alır. Hekimoğlu İsmail
*Geçmişi hatırlamayanlar onu bir kere daha yaşamak zorunda kalırlar. George Santayana
*Söylediklerini kabul etmeyebilirim; ama söyleme hakkını ölünceye kadar desteklerim. Voltaire
*Para iyi bir uşak, kötü bir efendidir. Bacon
*Öldükten sonra yaşamak istiyorsanız, ya okumaya değer şeyler yazın, ya da yazılmaya değer şeyler yaşayın. Franklin
*Yemine bakıp insana inanma; insana bakıp yemine inan. Deskhylos
*Kılıçlarıyla yaşamak isteyenler, kılıçlarıyla mahfolurlar.
Sağlık için atılan bir adım, tedavi için atılan yüz adımdan daha yararlıdır.
Dünyada birçok kabiliyetli kişi, küçük bir cesaret sahibi olmadıkları için kaybolur. Sydney SMITH
*Eskimiş fikirler paslanmış çivilere benzer, söküp atmak çok güçtür. C. Şahabettin
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Asrın en büyük aksiyon insanlarından olan Bediüzzaman Said Nursi, hayatında gösterdiği bu cevvaliyetin arka planını eserlerinde yazmıştır. Ömür sermayesi sınırlı olan insanın bu sermayeyi değerlendirmek için sürekli aktif olması gerektiğini, ahretin dünyada kazanılması yönüyle ,dünyanın bu anlamda ahretten daha önemli olduğunu ifade etmiştir.
Enerjinin kaynağını Kuran ve Sünnetteki delillerden alan bu aksiyoner hayat ,bizler içinde çok önemli rehber niteliğinde ilkeler içermektedir. Çağın NLP tekniklerinden çok daha anlamlı olduğunu düşündüğüm bu ilkelerden bazılarını okuyucularımla paylaşıyorum:
Suâl: Zindan-ı atâlete(tembellik zindanına) düştüğümüzün sebebi nedir?
Cevap: Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk[1] ise matiyyesidir(Bineğidir). İşte, himmetiniz[2] şevke binip mübareze-i hayat(Hayat mücâdelesi) meydanına çıktığı vakit, en evvel düşman-ı şedîd(Şiddetli düşman) olan yeis (Ümitsizlik) rast gelir. Kuvve-i mâneviyesini[3] kırar. Siz o düşmana karşı “Ümidinizi kesmeyin”[4] kılıncını istimal ediniz(kullanınız).
Sonra müzahemetsiz(zahmetsiz) olan hakkın hizmetinin yerini zapteden(tutan) meylü’t-tefevvuk[5](Üstün gelme arzusu) istibdadı[6] hücuma başlar. Himmetin başına vurur, atından düşürttürür. Siz “Allah için olunuz” hakikatini o düşmana gönderiniz.
Sonra da ilel-i müteselsiledeki(Birbirine bağlı olan sebeplerdeki) terettübü[7](sırayı) atlamakla müşevveş eden(Karmakarışık eden) acûliyet[8](çok acelecilik, sabırsızlık) çıkar, himmetin ayağını kaydırır. Siz, “Sabırlı olun; sabır yarışında düşmanlarınızı geride bırakın”[9] âyetini siper ediniz.
Sonra da, medenî-i bittab(Yaratılış îtibâriyle medenî) olduğundan ebnâ-yı cinsinin(Aynı cinsten olanların) hukukunu muhafazaya ve hakkını onlar içinde aramaya mükellef olan insanın âmâlini(Arzularını, isteklerini) dağıtan fikr-i infiradî(Ferdiyetçilik fikri, düşüncesi) ve tasavvur-u şahsî(Şahsî düşünce) karşı çıkar. Siz de, “İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır”[10] olan mücahid-i âlî-himmeti(Yüksek gayret sahibi mücâhidi) mübarezesine(mücâdeleye) çıkarınız.
Sonra, başkasının tekâsülünden(Tenbelliğinden) görenek fırsat bulup, hücum edip belini kırar. Siz de, “Tevekkül etmek isteyenler Allah’a güvensinler (başkalarına değil)”[11] olan hısn-ı hasîni(Çok sağlam kaleyi) himmete melce(Sığınak)ediniz.
Sonra da acz ve nefsin îtimatsızlığından neş’et eden ve işi birbirine bırakmak olan düşman-ı gaddar geliyor. Himmetin elini tutup oturtturur. Siz de, “Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar veremez”[12] olan hakikat-i şâhikayı(Yüksek hakîkatı) üzerine çıkarınız. Tâ, o düşmanın eli o himmetin dâmenine(Eteğine) yetişmesin.
Sonra, Allah’ın vazifesine müdahale eden dinsiz düşman gelir; himmetin yüzünü tokatlar, gözünü kör eder. Siz de, “Emrolunduğun gibi dos doğru ol”[13] “Efendine âmirlik taslama” olan kâr-âşina(İşini bilen, İşten anlayan) ve vazifeşinas(Vazifesini bilen) olan hakikati gönderiniz. Tâ onun haddini bildirsin.
Sonra, umum meşakkatin anası ve umum rezaletin yuvası olan meylü’r-rahat(Rahata meyletmek) geliyor. Himmeti kaydeder, zindan-ı sefalete atar. Siz de, “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” [14] olan mücâhid-i âlicenabı(Yüksek gayret sahibi mücâhidi) o cellâd-ı sehhara(Büyüleyici cellada) gönderiniz.
Evet, size meşakkatte büyük rahat var. Zira, fıtratı müteheyyic(Coşkun, heyecanlı) olan insanın rahatı yalnız sa’y (Çalışmak) ve cidaldedir.[15]
SAİD NURSİ (MÜNAZARAT 136)
[1] ŞEVK: Çok şiddetli arzu, neş`e, moral.
[2] HİMMET: Ciddî gayret, kalb ile gösterilen samîmi gayret.
[3] KUVVE-İ MANEVİYE: Mânevi kuvvet, moral gücü, mâneviyâttan gelen dayanma gücü.
[4] Zümer Sûresi, 39:53
[5] MEYL-İ TEFEVVUK:Mü`minin, Yaratıcının hoşnutluğunu kazanmak, fazilet ve hizmet için değil de, hemcinsleriyle yarışa girip, onları geçmek için çabalamasıdır.
[6] İSTİBDAD: Zulüm ve tahakküm. Keyfî idare sistemi. İdaresi altındakilerin istemediği şeyleri yalnız kendi keyfine göre zorla ve zulümle yaptırmaya çalışmak. Kanun ve nizamlara bağlı olmayarak, çok defa da kanun namına kanunsuzluk yaparak, keyfi hükmünü icra ettirmek. Kimseyi tanımadan kendi dediğini ve keyfi emirlerini kuvvet ve cebir kullanmak suretiyle yaptırmaya çalışmak. Allah'ı ve adaletini unutarak dinsizdarane bir zulümle hüküm ve idare etmek.
[7] TEREDDÜB: Sıralanmak, gerekmek, netice olarak çıkmak, belirli sebeplerin belirli neticeler vermesi.
[8] ACULİYET: Bir işi sonuçlandırmak için biribirini gerektiren zincirleme sebepleri göz ardı etmektir. Merdivenin basamaklarını üçer,beşer atlamak gibidir.
[9] Âl-i İmrân Sûresi, 3:200
[10] Keşfü’l-Hafâ, 2:463
[11] İbrahim Sûresi, 14:12
[12] Mâide Sûresi, 5:105
[13] Hûd Sûresi, 112
[14] Necm Sûresi, 53:39
[15] CİDAL: Sözle mücâdele, ateşli konuşma; muhârebe; cenk; kavga, mücadele, çarpışma, çekişme
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Karınca Kito
Mahkumun biri, yalnız kaldığı hücre içinde bir karınca ile arkadaşlık yapar. Kito adını verdiği bu karınca zaman içerisinde adamın talimatlarına göre hareket eder hatta takla atmayı bile öğrenir.
Mahkum, insanların Kito'ya hayran kalacağını ve göreceği büyük ilgi sayesinde zengin olacağının hayalini kurmaktadır. Hapisten tahliye olduğu gün Kito'yu kibrit kutusunun içine koyarak bir kafeteryaya gider. Amacı insanların Kito'ya nasıl tepki vereceğini test etmektir.
Karıncayı kibrit kutusundan çıkaran eski mahkum garsonu çağırır. Amacı garsona Kito'nun marifetlerini göstermektir. Garsona "Masanın üstünde duran şu karıncayı görüyor musun?" diye sorar sormaz, garson elindeki bezle karıncayı alır ve "Afedersiniz beyefendi" diyerek Kito'yu öldürür.
Her kişinin kendine ait değerleri ve inançları vardır. Bir kişi için çok önemli olan bir olay diğeri için pek de önemli olmayabilir. Kişileri kendi inanç sistemimize göre değerlendirirsek sorunlarla karşılaşabiliriz. Yapmamız gereken kişilerin inanç ve değerlerine saygılı olmak ve ilişkilerimizde kendimizi onların yerine koyarak hareket etmektir.
Altının değerini en iyi sarraf bilir.
Amca Diyen Papağan
Adamın biri güzel bir papağan satın alarak eve getirmiş ve başlamış konuşmayı öğretmeye. Özellikle papağanın "amca" demesini istiyormuş.
Günlerce uğraşmış ancak papağana tek kelime öğretmeyi başaramamış. Bir gün iyice sinirlenmiş ve papağanın bir tüyünü kopararak, "amca de bakayım" diye bağırmış. Papağandan yine ses çıkmayınca her seferinde "amca de" diyerek hayvanın tüylerini tek tek yolmuş. Adam, tüylerini tamamen yolduğu papağanı tavuk kümesine atmış..
Sabaha karşı kümesten gürültüler gelmeye başlamış. Kümese giden adam birde ne görsün, papağan bir tavuğun üzerine çıkmış, tavuğun tüylerini tek tek yolarak her seferinde "amca de bakayım", "amca de bakayım" diye bağırıyormuş.
Bir insana bir şeyler öğretmek istiyorsak çok sabırlı ve esnek olmalıyız. Öğrenme kişinin istemesi ve bilgiyi veren kişiyi sevmesi ile mümkündür.
Öğrenme sırasındaki olumsuz davranışlar, kişinin bilgiye öğrenememesine neden olacağı gibi bu davranışları aynen modellemesine de sebep olabilir.
Ne öğrettiğinizden çok, karşınızdakinin ne aldığı önemlidir.
Anne Kedi
Göl kenarında yaşayan ve sudan nefret eden bir kedi doğum yapar. Bu kedinin yavruları ise annelerinden farklı olarak gölde oynamayı ve suya girmeyi çok sevmektedir. Anne kedi de yavruları ile birlikte göle girer ve onlarla suda oynar. Bunu gören bir başka kedi hayretler içinde kalır ve ona sorar: "Sen hep sudan nefret ederdin, ama görüyorum ki artık sudan hiç çıkmıyorsun. Bunun sebebi nedir?"
Anne kedi şöyle cevap verir: "Hala suyu sevmiyorum ama yavrularımı çok seviyorum".
Hepimizin hoşlandığı veya hoşlanmadığı bir çok şey vardır. Ancak birini çok seviyor ve onunla bir şeyler paylaşmak istiyorsak, onun hoşlandığı şeylere bakış açımızda esnek olmalıyız. Özellikle ailemize karşı bize düşen daha özverili ve daha hoşgörülü olmaktır. Zararlı bir yönü yoksa sevdiğimiz kişinin hoşlandığı şeyleri sevmeye çalışmalı veya en azından hoşgörülü ve anlayışlı olmalıyız.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Profesör: Size bir şey kanıtlayacağım, eğer Tanrı varsa kötüdür !
Tanrı yaratılmış her şeyi yaratan mı dır ?
Eğer Tanrı her şeyi yaratmışsa, kötülüğü de o yaratmıştır.
Bu da demek oluyor ki Tanrı kötüdür.
Albert Einstein: Pardon Profesör ! Soğuk gerçekte var mıdır ?
Profesör : Ne tür bir soru bu ? Tabii ki vardır. Sen hiç soğukta bulundun mu ?
Albert Einstein : Aslında efendim ,soğuk diye bir şey yoktur.
Fizik kanunlarına göre , gerçekte soğuğu bize düşündüren şey … ısının yokluğudur.
Profesör gerçekte karanlık var mıdır ?
Profesör : Tabii ki vardır .
Albert Einstein : Yanılıyorsunuz efendim. Karanlıkta gerçekte var olmayan bir kavramdır.
Karanlık aslında ışığın yokluğudur. Işık üzerinde çalışabileceğimiz bir konu ama karanlık
değil . Kötülük yoktur. Tıpkı soğuk ve karanlık gibi. Tanrı kötülüğü yaratmadı.
Kötülük sadece bir insanın kalbinde Tanrı sevgisi olmadan gerçekleştirdiği şeylerden ibarettir.
Albert Einstein 1879-1955
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
IV. Din Şûrası alanlarında uzman 282 ilim adamının katılımıyla yapıldı.5 gün boyunca ilim adamları din hizmetlerini tüm yönleriyle ele aldılar. Sosyal açılımlı din hizmetlerinin konuşulduğu şûrada önemli kararlar alındı.3 sayfayı bulan şûra kararlarının tamamına ilgilenenler ulaşabilirler. Ben sadece başkanın basın toplantısında özetlediği şekliyle okuyucularıma aktarmak istiyorum:
Şûrada, sorunlar ve çözüm önerileri konusunda farklı bakış açılarının dile getirildi ve tartışmalar yapıldı. Başkan Bardakoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığı olarak ''kendilerini öne çıkarmayı ve kendilerine alan açmayı değil, dinin huzur, sevgi ve barış ikliminden herkesin yararlanmasını sağlamayı amaçladıklarını'' vurguladı.
Din ve toplum konularını ele almakta öteden beri ihtiyatlı olduklarına dikkati çeken Bardakoğlu, ancak kurum olarak İslam’ın inanç, ibadet ahlak esasları hakkında toplumu bilgilendirmekle yükümlü bulunduklarını, ahlak deyince de sadece bireysel değil, sosyal ahlakı anladıklarını dile getirdi. Bardakoğlu, bu nedenle şûrada 4 komisyonda ''din ve toplum'' konusunun ele alındığını, sosyal açılımlı din hizmetlerinin bu çağda nasıl olması gerektiğinin tartışıldığını, Başkanlığın din dilini ve dini anlatırken kullandığı iletişim araçlarının nasıl yenilenebileceği üzerinde kafa yorulduğunu söyledi.
Şûrada, aile, din ve toplum hizmetleri konusunda sağlam bilgilere ihtiyaç duyulduğu ve Diyanet İşleri Başkanlığının, din ve toplum araştırmalarını besleyecek, sağlam veri tabanıyla hizmetlerini geliştirecek bir araştırma merkezi kurması yönünde karar alındığını belirten Bardakoğlu, toplumdaki hareketliliği gözlemeden masa başında hizmet üretmenin doğru olmayacağına işaret etti.
''Din sadece bilmek için değil, bildiklerimizi davranışa dönüştürmek için vardır'' diyen Bardakoğlu, şûranın bu amaçla insanlara duygu ve ahlaki eğitim verilmesini tavsiye ettiğini dile getirdi.
Dini anlatırken, toplumun, insanın ve gençlerin anlayacağı bir dil kullanmanın gerekliliğine vurgu yapan Bardakoğlu , hutbe ve vaazlara yapılan en ciddi eleştirilerden birinin kullanılan dilin akademik bir dil olmasından kaynaklandığına dikkati çekti. Bardakoğlu, insanın bulunduğu bölgeye, eğitimine ve algılama kapasitesine uygun bir söylem geliştirmenin önemine değinerek, toplum kültürünü besleyen halk din kitaplarına ihtiyaç olduğunu söyledi.
Basit dille yazılan küçük kitapların büyük beğeni topladığını ifade eden Bardakoğlu, akademik dilden vazgeçmeden, insanları aydınlatabilecek bir üslup bir söylem üretmek gerektiğini belirtti. Bardakoğlu, şûranın başkanlığa bu konuda da tavsiyede bulunduğunu bildirdi.
Medyanın dini konulara bakış açısına da değinen Bardakoğlu, son zamanlarda dini konuların daha ciddiyetle ele alındığını görmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Dinin sadece hüzün, melankoli ve kıssadan ibaret olmadığını vurgulayan Bardakoğlu, dinin düşünsel ve entelektüel yönünün ve toplumsal ahlakı onarıcı yanının da ele alınması gerektiğini ifade etti.
Şûrada cinsel istismar konusunun da ele alındığını hatırlatan Bardakoğlu, tebliğlerin ''bu konuda çok da iyi bir noktada bulunulmadığını ve bu alandaki özgürlüklerin giderek toplumu aşındırdığını'' ortaya koyduğunu ifade etti.
Gazetelerin 3. sayfalarını her gün dolduran, özellikle son birkaç yılda iyice gözler önüne serilen olayların, herkesi düşündürmesi gerektiğini vurgulayan Bardakoğlu, ''Gençlerimizin etrafını saran tehlikeler konusunda ne dindar olmak ne anne-baba olmak gerekir ne de öğretmen ve imam olmak gerekir. Yüreğimizde az bir sızı, az bir insan sevgisi varsa, yarınımız hakkında biraz endişemiz ve umudunuz varsa, biz bu tehlikeleri görmeliyiz ve birlikte çare aramalıyız. Bu hepimize düşen ortak bir sorumluluktur'' dedi.
Bardakoğlu, şuranın diyanet işleri başkanlığını bu konuda daha aktif rol almaya ve etkili şekilde çalışmaya davet ettiğini söyledi.
Aile kurumunun önemine değinen, aile ve irşat bürolarını dini rehberlik açısından önemsediklerini vurgulayan Bardakoğlu, aile içi sorunların çözümünde dinin yara sarıcı yönünü ortaya çıkardıkları için başkanlığın kadın personeline teşekkür etti.
Televizyon dizilerinde ve filmlerde daha özenli davranılmasını da isteyen Bardakoğlu, ''evlilik dışı ilişkileri normal gösteren ve alıştıran ahlaki yanlışları sıradanlaştıran'' filmlerden ve rol modellerden kaçınılması gerektiğini söyledi.
''Geleceği inşa ederken bu yanlışların bir çukur olduğunu ve bunlara düşersek bir daha kalkamayacağımızı bilmemiz gerekiyor'' diyen Bardakoğlu, ahlaki ve manevi değerleri korumada herkese görev düştüğünü dile getirdi. Bardakoğlu, çocukların ve gençlerin zihnini bulandıracak rol modellerden kaçınılmasının şûranın temennisi olduğunu bildirdi.
Din hizmetlerinin cami dışına çıkması için sosyal açılımlı din hizmeti kavramını geliştirdiklerini anımsatan Bardakoğlu, çevre bilincinin oluşması, kan davalarının önlenmesi, barışın sağlanması, ağaçlandırma, çevre sağlığı, yoksullukla mücadele, kız çocuklarının okutulması, aile içi şiddetin önlenmesinde, din görevlilerinin toplumsal zihniyet dönüşümünü gerçekleştirmesi gerektiğinin şûrada altının çizildiğini vurguladı.
Bardakoğlu, ''her insana ulaşan, her insana kapısını, gönülü açan din görevlisi'' profilinin peşinde olduklarını belirterek, ''bu bizim sevdamızdır, bu bizim hayalimizdir'' dedi.
Şûra üyelerinin, vaazların ve hutbelerin birebir yapılması halinde daha etkili olacağını dile getirdiklerini anlatan Bardakoğlu, ancak sınırlı kadro nedeniyle başkanlık olarak merkezi vaaz sisteminden yararlandıklarını söyledi.
Başkanlık bünyesindeki yüzde 10-15 olan ilahiyat fakültesi mezunu oranını arttırmayı hedeflediklerini belirten Bardakoğlu, kademeli olarak merkezi vaaz uygulaması yerine din görevlisinin alın terinin ürünü hutbe ve vaazla topluma ulaşmayı amaçladıklarını kaydetti.
Merkezi ezanın da kademeli olarak kaldırılacağını, din görevlilerinin kendi edasıyla sedasıyla ezanı okumasının teşvik edileceğini bildiren Bardakoğlu, imkanlar yetersiz olduğu zaman merkezi sisteme geçtiklerini dile getirdi.
Bardakoğlu, şurada ayrıca yer değiştiren vatandaşlara daha iyi din hizmeti sunulması, yabancı turistlere camileri gezdiren rehberlerin bu yapıların sanatsal yönünün yanında manevi ve kültürel geçmişini de anlatması, gençlerin sigara, alkol ve uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklardan kurtarılmasında diyanetin aktif rol alması yönünde tavsiye kararları alındığını dile getirdi.
Şûrada camilerde kültürel ve sosyal merkezler açılmasının da önerildiğini söyleyen Bardakoğlu, bunun vatandaşların bir araya gelmesi, cami görevlilerinin de sosyal hayata katılması için önemli olduğunu dile getirdi.
Bardakoğlu, vaaz ve irşat faaliyetlerinde gelişen teknolojiden yararlanılmasının da tavsiye edildiğini belirterek, bu kapsamda camilerde görsel sunumların yapılması yönünde önerilerin getirildiğini kaydetti.
Kreşler, ana okulları ailelerin ihtiyaç duyduğu ve benim ısrarla dile getirdiğim“annenin dini eğitim için el kitabı “ formatında 100 sayfayı geçmeyen din eğitiminde ne-nerede-ne zaman-nasıl sorularının cevap bulduğu bir kitabın basımı için derhal hazırlanmasının Özellikle “annenin dini eğitim için el kitabı “ formatında 100 sayfayı geçmeyen din eğitiminde ne-nerede-ne zaman-nasıl sorularının cevap bulduğu bir kitabın basımı için derhal hazırlanmasının şuraca karara bağlandığını ifade etti. şûraca karara bağlandığının başkanca ifade edilmesi beni ayrıca memnun etti.
Evet dostlar.Şûraya gitmeden yazdığım yazı da 4. din şûrasını diyanetin açılımı olarak anlatmıştım. Şûraya katıldım,tebliğimi sundum, müzakereleri dinledim, kararları birlikte aldık.Şunu bütün samimiyetimle ifade ediyorum ki Diyanet İşleri Başkanlığı bu şûrayla tam bir açılım gerçekleştirdi.
Alınan kararların hayata geçirilmesini Mevladan temenni ediyor, başta Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu olmak üzere tüm emeği geçenlere teşekkür ediyorum.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı